“İşte öyle… En sonki tartışmadan sonra neredeyse 3 haftadır konuşmuyoruz.” dedi.

Sadece o tartışma mı?

Sürekli tartışma yaşayarak en sonunda iki tarafın da birbiriyle konuşmadığı 3 haftalık bir sürece girmişlerdi.

Şimdi ise aklından geçen tek soru: “Kim adım atmalı?”

Açıkçası tartışma sonrası kimin adım atması gerektiğini öğrenmenin hiçbir anlamı yok. Gurur ve egoyu karıştırmaktan başka bir işe yaramıyor.

Neye benziyor biliyor musun?

İnsanın karnı ağrır. İnanılmaz ağrılar hisseder, yerinde duramaz. Acayip bir sancı…

Problemi çözmek için belki bir ilaç alır. Ya da o kadar abartmaz ve rahatlatıcı bir çayla çözmeye çalışır.

Fakat yapması gereken sadece tuvalete gitmektir (Dünya’nın en acayip örneği oldu ama bahsettiğim noktaya tam değiniyor).

Neyse…

Şimdi böyle yargıladığıma bakma. O sorunun da cevabını vereceğim 🙂

Ama o cevaba gelmeden önce konuşmamız gereken bir çok şey var!

Bu konuda hemfikir olduğumuzu düşünüyorum: Partnerimizin bizi rahatsız eden tarafları illa ki olacak.

Rahatsızlıktan kastım her şey olabilir: Negatif duygular yaşatabilir. Çoraplarını ortalıkta bırakıyor olabilir. Bağırıyor olabilir. Mesajına cevap vermiyor olabilir.

Olumsuz duygular yaratacak herhangi bir şey…

Bunların devamında belki tartışmalar da yaşanabilir. Bak nasıl bir yol izlediğimi gördün mü?

“Her ilişkide illa ki tartışma yaşanır.” demiyorum.

Tartışmalar olumsuz duygulardan dolayı başlar.

Daha önceki bölümlerde Tepki Teorisi’nden bahsetmiştim. Aynı onun gibi 🙂 Tartışmalar yine negatif duygu ve düşüncelerin sonunda verdiğimiz tepkiyle başlarlar.

Her neyse…

Öyle aklımdakileri seninle paylaşmak istedim. Bu bölümdeki hedefim ne biliyor musun?

Anlatıyorum…

İlişkide zaman zaman tartışma yaşanabilir. Ama sen farkındalığı yüksek bir kadın olduğun için (ya da bu yolda ilerlediğin için) tartışmanın sonunda ilişkini nasıl güçlendireceğini öğreneceksin.

Hatta bundan da önemlisi şu: Tartışmalar doğmadan önce problemleri çözmeni istiyorum… Tartışmalara genelde ihtiyaç yok. Çözülmeyen problemler sonucunda bunlar yaşanıyor.

Eh dolayısıyla o problemleri çözdüğünde, tartışmaya gerek var mı?

Birbirine bağırmaya gerek var mı?

Üç hafta konuşmamaya gerek var mı?

“İlk adımı kim atacak.” sorunu düşünmeye gerek var mı?

HAYIR!

Eh o zaman hadi! Tartışmalara karşı bakış açını tamamen değiştirelim 🙂

(NOT: Bunu defalarca tekrarlıyor olabilirim. Benim buradaki asıl amacım ilişkinde bugünü kurtarmak değil. Uzun ömürlü, doyurucu bir ilişki ve “hayat” yaratmak. Bu yüzden bölüm içerisinde öğreneceklerini hayatının her alanına uyarlayabileceksin. Her zamanki gibi 😉 Başlıyoruz!)

Büyüme Zihniyeti: Problemlerin Hayatına Asıl Etkisi Nedir?

İnsanlar, ilişkide ne kadar tartışma yaşanırsa o kadar yıpranacağını düşünür. Ki haklılar da… Ama hangi durumlarda biliyor musun?

Her Allah’ın dünü ufak tefek şeylerden tartışma konusu çıkarabiliyorsan, o zaman ilişkin yıpranır. Sağlıksız bir ortamın içinde mutluluk aramaya başlarsın. Ama zor bulursun (bulamazsın).

Bu kadar ekstrem bir tartışma ortamında değilsen o zaman tartışmalara farklı bakılabilir.

Korkulacak bir şey değildir.

Tartışma dediğin esasında bir problem. Öyle değil mi?

İlişkide problemlerle karşılaştığın gibi hayatının diğer alanlarında da problemlerle karşılaşıyorsun. Karşılaşmıyorsan ya hayatı tamamen çözmüş ve aydınlanmışsındır… Ya da tarif edilemeyecek kadar boş bir yaşamın içindesin.

Problemler hayatın bir parçası dedik…

Bunlardan kaçınmak yapabileceğin en kötü davranış. Neden biliyor musun?

Yeteri kadar kitap okuyorsan şuna benzer cümlelerle karşılaştığını düşünüyorum:

“Ne kadar çok problemle karşılaşıp çözersen, o kadar büyür ve güçlenirsin.”

Aslında Stoik felsefenin beni çok etkileyen bakış açısıdır. Dünya’nın unutulmayan ve hala konuşulan insanların hayatlarına baktığında, en büyük problemlerle onlar karşılaşmışlar. Stoik felsefede Tanrı’nın peygamberlerinden bahsedilir.

Neden en acı durumları onlar yaşamış?

“Tanrının en sevdiği insanlar” oldukları için en büyük acıları onlara yaşatıyor çünkü güçlü olmalarını ve büyümelerini istiyor.

Dolayısıyla problemlerle karşılaşıyorsan, daha da güçlendirilmek için karşılaşıyorsun. Stoik felsefe böyle söyler.

Bana soracak olursan inanılmaz bir bakış açısı 🙂

Bunu ilişkilere bağlayalım… Problemlerle karşılaşmak ilişkin için iyi bir işaret olabilir. Sadece tek bir şart var:

Problemlerin üstesinden geliyorsan eğer ilişkin güçlenir.

Ama insanlar genelde ne yapıyor?

Aptal bir konudan dolayı tartışıyorlar… Küsüyorlar ve konuşmuyorlar… Aradan zaman geçiyor.

Belki bir saat…

Belki bir gün…

Ya da bir hafta…

Sonra “Özledim.” diyerek barışıyorlar. “Bir daha olmayacak aşkım.” diye gereksiz sözler veriyorlar.

Problemin asıl sebebini çözmeden üstünü tatlılıklarla kapatıyorlar.

İki gün sonra yine aynı…

Haydaaaa!

Böyle bir ilişkinin güçlenme ve büyüme şansı var mı? YOK!

Her “Özledim.” deyip barışmadan sonra bilmiyorlar ki kötü sona yaklaşıyorlar. Aslında bu durumda ne kadar çabuk kötü sona yaklaşsalar o kadar iyi… Fakat maalesef o sona yaklaşmayan ve döngüyü yıllarca sürdüren bir sürü çift var.

Sonunda halleri perişan (neyse kişisel yorumlarımı bir kenarı koyuyorum).

Büyüme Zihniyetini Hayatına Nasıl Yerleştirirsin?

Steve Chandler’in çok güzel bir sözü var:

“Problemlerin hayret ettirici tarafı işte bu… Başka bir açıdan bakarsan, hayat değiştirici armağanlardır.”

Kesinlikle öyle!

Problemler, hayatını değiştirecek ve geliştirecek armağanlardır.

Peki bu zihniyeti nasıl geliştirebilirsin? Esas soru bu 🙂

Cevabı da çok basit:

Paranoyak durumdan yaratıcı duruma geçersen büyüme zihniyetiyle hayatını (ve ilişkini) yaşarsın.

Yani…

“Ama Alkan bana şöyle dedi… Böyle yaptı. Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Çıldıracağım.” olayları düşünerek kafayı yemektense:

“Evet… Ortada bir problem var. Peki problemi NASIL ÇÖZEBİLİRİZ?”

İşin nasılına odaklandığında artık çözüm bulma moduna girersin. Bu da yaratıcı tarafını aktif edecek. Anlatabildim mi?

Bunu bir alışkanlık haline getirmek istiyorsan ilişki konusundan çıkmalısın. Hayatının diğer alanlarına da uygulamalısın ki bu sefer işler ilişkiye geldiğinde, kendiliğinden yaratıcı bir şekilde olaylara yaklaşabilesin.

Bu yüzden ilk egzersizini veriyorum:

Yaratıcı Tarafını Geliştirecek Bir Egzersiz

40-20-10-5 adında bir egzersiz duydun mu? Bak açıklıyorum:

Elinde bir problem var. Basit bir şey düşünelim… Mesela kavanozun kapağını açamıyorsun diyelim.

Açılmadığı zamanlarda ne kadar sinir bozucu bir durum olduğunu biliyorsun. Nefret ettirici resmen.

Elindeki problemi ilk önce 40 kelimeyle açıklamaya çalışacaksın.

Sonra 20 kelimeye düşüreceksin.

Bundan sonra 10 kelimeye… ve en sonunda 5 kelimeyle problemi özetlemelisin.

Kavanoz örneği için öyle uzun açıklamalara gerek yok. Basit olması için böyle bir örnek verdim. Mesela şöyle diyebiliriz:

“Fıstık ezmesi yemek istiyorum ama ezmenin bulunduğu kavanozun kapağını açamıyorum.” (10 kelime maksimum)

“Fıstık ezmesinin kapağını açmalıyım.” (4 kelime)

Şimdi… Verdiğim örnek inanılmaz basit, biliyorum. Ama bu örnek yerine bir ilişki problemini anlatmaya çalışırsan, kelimelere sığdıramayacağından eminim.

İnsan en küçük detayları değerlendirmek ve anlatmak istiyor.

İşte böyle bir örnekte problemi 5 kelimeye indirmek zor olabilir. İşin ilginç tarafı şu: Bir problemi bu kadar kısa özetlediğinde genelde çözümünü de bulmuş olursun.

Yani bir çok insan gibi sadece probleme takılı kalmaktansa, çözümünü bulmak için bir uğraş göstereceksin. Hatta bulacaksın.

Emin olabilirsin ki sadece bu yetenek bile seni bir çok insandan daha öne taşır.

Sadece ilişkinde değil, hayatının bütün alanlarında daha başarılı ve mutlu olursun. Bu yüzden yaratıcı ve problem çözücü tarafını geliştirmeni istiyorum.

Önümüzdeki 1 hafta boyunca en ufak problemlerden en büyük problemlere kadar 40-20-10-5 egzersizini uygulamanı istiyorum.

Sadece kendi problemlerin için düşünme… Arkadaşlarının ve yakınlarının problemleri üzerinde de bu egzersizi uygulayabilirsin. Önemli olan pratik yapıp bunu bir alışkanlık haline getirmen.

Anlaştık mı? 🙂

Evet! Yapılacaklar listene ekle ve buradan devam edelim.

Sen, İlişkini Güçlendiriyor musun Yoksa Kötüye mi Götürüyorsun?

Başlıktaki “Sen” kelimesini bile bile eklemek istedim. Evet, açıkçası karşındaki insanın ne yaptığını incelemenin şimdilik bir anlamı yok.

Biliyorum insanlar genelde karşılarındaki insanın yaptıklarını görürler (çünkü daha kolaydır).

Ama sen kendi yaptıklarına odaklanırsan, ilişkin üzerinde daha fazla kontrole sahip olursun. Zaten esasında istediğimiz bu değil mi?

İlişkin “istediğin gibi” yürüsün… Yani bir kontrol etme ihtiyacı içinde oluyoruz.

Eh en iyi kontrol edebileceğin kişi kim?

SEN.

Bu yüzden seninle başlıyoruz… Hangi konuyla başlayacağım biliyor musun?

İlişkide yaşadığın (yaşayacağın) tartışmaları çözmek için doğru davranıp davranmadığını gösteren küçük bir test yapacağız.

“Tartışmalı Asit Testi” adında uyduruk bir isim verdim. Bundan sonra aklında böyle kalsın. Sevdiğin ve yakın arkadaşlarına da aynı testi uyguladığında bu ismi kullanmanı rica ediyorum :))

Evet, nedir bu TAT? Söylüyorum…

Şu soruya cevap ver:

İlişkindeki problemleri sevgilinle mi konuşuyorsun yoksa arkadaşlarına anlatıp onlardan çözüm önerisi mi bekliyorsun?

Hadi bakalım!

Cevap ver… Arkadaşların arasına ben de giriyorum.

Sevgilinle konuşuyorsan doğru yoldasın. Fakat sevgilinin dışında başkalarına anlatıyorsan, problemleri çözüp ilişkiyi güçlendirmek adına pek de önemli adımlar ATMIYORSUN.

Biliyorsun normalde siyah beyaz olmaktan kaçınırım. Ama emin olduğum konulardan bir tanesi de bu. “Tartışmalı Asit Testi” senin nerede olduğunu gösterir.

Konu sana gelmişken bahsetmek istediğim başka bir şey daha var.

Tartışma Sonrasında Sorumluluk Kimde?

Bir kaç cümle önce insanların genelde diğer kişinin eksiklerini gördüğünden bahsetmiştim.

Bunu herkesin yaptığından adım gibi eminim. Ben de zaman zaman yapıyorum ama odağımı toparlayıp doğru olanına geçiyorum.

Geçtiğimiz haftalarda sevgilimden uzun saatler boyunca haber alamamıştım.

Akşam saatlerinde en son bir mesajını okudum… Ertesi gün öğleden sonraya kadar hiç cevap gelmedi.

Bu durum beni haliyle endişelendirdi. Sıkıştırmak istemediğim için üzerinde durmadım. Eninde sonunda haber vereceği için yapmam gerekenlere odaklandım.

O gün akşama doğru telefonda konuştuk ve yaşadığı kişisel probleminden bahsetti. Böylelikle durumu daha iyi anlamış oldum.

İçim rahatladı…

Yardımcı olmaya çalıştım ama ihtiyacı olan yalnızlıktı.

Böylelikle onu gönül rahatlığıyla yalnız bıraktım (durumunu artık bildiğim için rahattım).

Bir gün sonra buluştuk.

Güzel vakit geçirdikten sonra geçen günkü olayı kısaca konuşmak istedim.

Aynı bu kursta verdiğim önerilere uyarak, yaşadığım duyguları anlattım. Yani bir süre haber vermemesi beni görmezden gelinmiş gibi hissettirmişti.

Bunu ona açıkça söyledim:

“Bir süre haber alamadığımda, kendimi yok sayılmış gibi hissettim. Ama telefonda durumunu anlattığında içim rahatladı.” gibi uzunca bir cümle kurdum.

O da gayet anlayışla karşıladı ve konuyu güzelce bağladık.

Ertesi gün düşündüm…

“Ben ne yapabilirdim?”

Problem belli… Kendimi yok sayılmış gibi hissettiğim için kötü duygular yaşadım. Onun bana karşı yaptığı direkt bir davranış yok sonuçta.

Tamamen kendi içimde yaşadığım düşünce ve duygulardan dolayı bunları hissettim.

Şimdi…

“Ben ne yapabilirdim?” sorusu inanılmaz önemli!

Bunu bir yaşam stili haline getirmen gerekiyor. En başından beri bahsettiğim gibi…

Kendi duygularının ve düşüncelerinin sorumluluğu tamamen sende.

Hem de %100.

Sorumluluk sendeyse eğer “Ben ne yapabilirdim?” sorusu acayip çözüm yolları sunuyor. Ama sorumluluğu kabul etmiyorsan bu soru fayda sağlamaz.

Neyse… Dolayısıyla kendime o soruyu sordum.

Cevabım şuydu: “Olumsuz duyguları ve düşünceleri yaşamadan önce gece yarısı onu arayabilir ve nasıl olduğunu sorabilirdim.”

Bu kadar basit.

Tamamen benim kontrolümde olan bir davranış. Ama ben aramadım. Sadece gönderdiğim bir mesaja cevap bekledim.

Büyük ihtimalle telefonuma cevap verecekti ya da geri dönüş yapacaktı.

Böylelikle saatler boyunca yaşadığım düşünceleri yaşamayacaktım ve kendine gelmesi için gönül rahatlığıyla yalnız bırakacaktım.

Anlatabiliyor muyum?

İşler bu kadar basit.

“Ben ne yapabilirdim?” bakış açısıyla sorumluluğu üstüne alırsan, ilişkini her zaman güçlendirmek için yollar bulursun. Yaratıcılığın gelişir ve problemleri bir armağan olarak görmeye başlarsın.

Hayatını böyle yaşadığını düşünsene…

Bir dakikalığına hayal kurmanı istiyorum… Nasıl bir hayatın olurdu?

İstediklerini başarmak için önünde bir engel olur muydu? Hiç sanmıyorum. İşte başarılı insanların en büyük özelliklerinden biri… Sorumluluğu üstlenirler. Kendi eksiklerini başkalarına yüklemezler.

Bunu unutma.

Bütün Bunları Anladıktan Sonra İlk Adımı Kim Atmalı?

Aslında cevabını vermeye çalıştığım soru buydu. Şu ana kadar okuduklarından anlıyorsun ki sorumluluk tamamen senin üzerinde.

Şöyle düşünelim…

Belki senin yaptığın bir şey yok. Kötü bir davranışta bulunmadın. Aksine! Birlikte olduğun kişi olumsuz davranışlarda bulundu ve sonuç istenmedik yerlere geldi.

Bu durumda bile sorumluluk senin üzerinde mi?

Hmm…

Olayların gidişatıyla alakalı sorumluluğu sana bağlamak istemiyorum. Sorumluluk sahibi olduğun tek şey, duygu ve düşüncelerin.

Dolayısıyla ne düşünüyorsan, ne hissediyorsan… İşe bunların sorumluluğu tamamen senin üzerinde. Yaşadıklarını direkt kontrol edemeyebilirsin.

Sonuçta karşımızdaki insan da “düşmanımız” olabiliyor.

Öğrendiklerin İlişkini Nasıl Güçlendirecek?

Şu ana kadar bazı bilgiler öğrendin… Bakış açını değiştirecek teorilerden bahsettim.

Ama bütün bunlar ilişkini nasıl güçlendirecek?

Daha doğrusu tartışmalar ilişkini nasıl güçlendirecek?

Şu konuda hemfikir olalım: Zaman zaman tartışmalar yaşayacaksın. Nasıl tartışman gerektiğini söylemeyeceğim çünkü bu konuda herhangi bir tavsiye kesinlikle işe yaramaz.

Tartışma esnasında büyük ihtimalle iki taraftan biri kontrolünü kaybedeceği için o anda yapabileceğin bir şey yok.

Ama öncesi ve sonrası için öğrendiklerini uygulayabilirsin.

Şunu biliyoruz:

Tartışmalar bazı konuşulmayan problemlerden dolayı kaynaklanıyor. Dolayısıyla problemleri ortadan kaldırdığın tartışmaların sayısı ve şiddeti de azalacak.

Peki problemleri nasıl konuşup çözeceksin?

İşte bunu kurs içerisinde defalarca anlattım. Burada tekrar bahsetmeme gerek yok.

Kursun üçüncü ve dördüncü bölümlerini tekrar inceleyebilirsin. İletişim becerilerini geliştirerek sevgilinle yaşadığın problemleri konuşabilir ve zamanla çözüme kavuşturabilirsiniz.

Bu konuşma ve çözüm bulma süreci genelde tartışmalardan önce yer alıyor.

Konuşulmadığında tartışmalar ortaya çıkabiliyor.

Hadi çıktı diyelim… Bu sefer ne olacak?

İşte böyle durumlarda, bu bölümde öğrendiklerini aklına getirmelisin. Tartışma sonrasında yapabileceğin ve ilişkini güçlendirecek bütün yaklaşımları ve teknikleri bu bölümde anlattım.

Sorumluluğu üstlenmeli… “Ben ne yapabilirdim?” sorusuyla ilk önce (sadece) kendini eleştirmelisin.

Böyle düşünerek ve cevap bularak, zamanla tartışmalara yaklaşımın da değişecek.

Kendi hatalarını göreceksin ve bunları değiştirme şansın olacak. İşte tartışmaların oluşmasını bu şekilde engelleyebilirsin.

Bu bir anlamda ne biliyor musun?

Liderlik.

Sen kendi hayatını ve ilişkini geliştirmeye odaklanırsan, karşındaki insana da liderlik ve önderlik etmiş olursun. Değişimin farkına varır ve ne yaptığını merak eder.

Anlattıklarıma uyarsan zamanla mutlaka kendini ilişkinde (hayatında) geliştireceksin.

“Eh Alkan… Aylardır söylediklerini uyguluyorum. Kendimde inanılmaz değişimler gördüm. Hayata bakış açım değişti. Karşımdaki adam ise aynı… Her seferinde türlü türlü sebepler buluyor. Saçma sapan şeylere takılıyor. Sanki tartışmak için yer arıyormuş gibi…”

Bak işte bu durum da var…

Söylediklerimi uygulayan bir kişi yukarıdaki senaryoya ulaştığında hayatına bambaşka bakmaya başlayacak. Bu konuda eminim.

Ama bazen sen kendini geliştirirken karşındaki insan yerinde sayıyor. Hatta geriye gidiyor. Hayatı sanki her geçen gün daha da kötüye gidiyor.

Böyle durumlarda değiştirmeye çalışmamalı. Yapabileceğin tek şey… Yine liderlik etmek.

Çöküşte olan bir insanı tek bir cümleyle ya da davranışla değiştiremezsin.

O insan ilk önce kendi değişmek istemeli.

Bundan daha önce defalarca bahsetmiştim. Bu yüzden üzerinde çok durmayacağım. Kurstaki bölümleri ve blogdaki yazılarımı baştan sona tekrar okumanı öneririm.

Haftalık Görevin

40-20-10-5 egzersizini vermiştim. Onu kesinlikle yapmanı istiyorum. Bunun dışında vermek istediğim başka bir egzersiz daha var.

“Ben ne yapabilirdim?” bakış açısını geliştirmeye çalışacağız.

Sevgilinle yaşadığın 5 tartışmayı aklına getirmeni istiyorum. Şu anda bir ilişkin yoksa geçmiş ilişkilerini düşünebilirsin. Tartışmaları aklına getirdikten sonra sırasıyla aşağıdaki adımları takip et:

  1. Yaşadığın 5 tartışmanın sebebini düşün: Hangi sebepten dolayı o kişiyle tartıştın?
  2. O sebeplerin yaşanmaması için “Ben ne yapabilirdim?” sorusuna cevap ver.
  3. Ekstra yardımcı olması için problemin başlangıç noktasına gitmeni öneririm. Aynı benim kendi hikayemde verdiğim örnek gibi…

Kötü duyguları yaşamadan önceki ilk zamanlarda onu 2-3 dakikalığına arayabilirdim. Ama aramadım ve devamında olumsuz duygular yaşadım.

Anladın mı?

“Ne yapabilirdim?” sorusunu, yaşadığın 5 tartışma için sormanı istiyorum.

Çözüm odaklı olacaksın. Problem odaklı değil.

Sonra dilersen eğer cevabını yorum kısmında benimle paylaşabilirsin. Bulduğun cevapları derinlemesine araştırabiliriz. Daha çözümcül olman için seni yönlendirebilirim.

Hadi bakalım 🙂 Kolay gelsin. Önümüzdeki derste görüşmek üzere!


Alkan Öztürk
Alkan Öztürk

En Sevdiğin Psikoloğun (Kadınlara, Erkekleri Anlatan Adam olarak bilinir). Aynı zamanda Aşk Akademi'nin Kurucusu

Leave a Reply

Your email address will not be published.