Bedeninden memnun değil misin?

Aynaya baktığında, gözüne takılan şeyler seni rahatsız mı ediyor?

Belki burnundan memnun değilsin…

Belki çocukluğundan beri bacaklarının şeklini sevmiyorsun, çok kalın görünüyorlar…

Ya da ne yaparsan yap, saçların bir türlü istediğin şekle oturmuyor. Onlardan nefret ediyorsun…

Güne başlarken seni rahatsız eden fiziksel özelliğini kafaya takınca, günün geri kalanı mahvoluyor. Sanki hiçbir şey yolunda gitmeyecekmiş gibi hissediyorsun.

Hatta korku senaryoları üretmeye başlayıp, sırf kendini güzel bulmadığın için sevgilinin ayrılacağını, senden daha güzel bir kadını tercih edeceğini düşünüyorsun. Ya da sevgilin de değil… İş yerindeyken, insanların burnun/bacağın/saçın hakkında dedikodu yaptıklarını düşünüyorsun.

Peki soralım o zaman: Bazı insanlar dış görüntülerini neden böyle büyük bir problem haline getiriyorlar? O kadar büyütüyorlar ki, ilişkileri bundan etkileniyor. Romantik ilişkilerinden, aile, iş ilişkilerine kadar… Her biri olumsuz etkileniyor.

Bak uyarayım: Bakım yapma isteğinden bahsetmiyorum. İnsan kendine bakmalı.

Problem nerede başlıyor biliyor musun?

  • Vücudunun herhangi bir yerini BEĞENMEDİĞİNDE…
  • Her gün 1 saatten fazla o problem olarak gördüğün bölgeyi aklına taktığında…
  • Başkaları sana “İYİ görüyorsun.” dediği halde, beğenmediğin bölgelerin ile alakalı ısrarla endişelendiğinde…
  • Beğenmediğin yeri saklamaya çalıştığında…
  • Güzel görünmediğin endişesiyle sosyal aktivitelerden uzak durmaya başladığında…
  • Bu takıntıların sende endişe, üzüntü ve utanç duyguları uyandırdığında…
  • Akşam arkadaşlarla dışarı çıkmak yerine, kendini güzel bulmadığın için evde kalmayı tercih ettiğinde

Daha sayabileceğim birçok durum var. Yukarıdaki saydıklarım, olayın ciddiye gittiğini gösteren en önemli işaretler.

Yani burada anlatılan şey, dışarı çıkmadan önce saçların yağlı olduğu için duşa girip onları yıkamak değil. Ya da sevgilinle buluşmadan önce güzel görünmek adına makyaj yapmak da değil…

Günlük hayatını, duygularını, kendinle alakalı düşüncelerini etkileyen Beden İmajı denilen durumdan bahsediyoruz. İngilizcede “Body Image” diyorlar.

Beden İmajı Nedir ve Hayatını Nasıl Etkiler?

Kısaca söylemek gerekirse, aynada kendine baktığında, görünüşle alakalı düşüncelerin ve duyguların beden imajının nasıl olduğunu gösterir.

Kötü olan taraflarına fazlasıyla odaklanıp, kendini mi üzüyorsun?

Yoksa kendini iyi görüp bundan motivasyon ve pozitif duygular mı alıyorsun?

İster inan ister inanma, birçok insanın hayatını etkileyen bir konudan bahsediyorum. Bu yüzden sabırla okuyup öğrenmen çok önemli. İlk önce body image olayı ile alakalı bazı bilgiler paylaşalım. Beden imajının hangi etkenler tarafından şekillendiğine bakalım:

Çocuklukta Gelişen Süreç

Kendimizle alakalı düşüncelerimiz, çocukluktan itibaren gelişir.

Self-Perception denilen konsept kendini nasıl gördüğünü anlatır. “Ben X, Y, Z’yim” dersin. Bunu negatif ya da pozitif kelimelerle doldurabilirsin. Bunların şekillenmesi, çocukluktan itibaren başlıyor.

Ayrıca çocuklar, bir problem olduğunda hatayı direkt kendilerinde bulmaya çalışırlar. Anne ve babası kavga ettiğinde, “Benden dolayı oldu.” diyebilirler.

Aşırı hassas oldukları için, bazı problemleri de dış görünüşleriyle bağdaştırabilirler.

Arkadaşlarının gülmesi, alay etmesi, öz-algılarını (Self-Perception) derinden etkiler.

En basit haliyle bir çocuk kendisi hakkında “Çok garip bir çocuk.” gibi bir cümle duyarsa, o anda kendini kötü hisseder. Fakat yetişkin olduğunda, zamanında dışarıdan gelen bu cümleler kişinin kendisinden gelmeye başlar: “Ben çok garip bir insanım. Diğerlerinden çok farklıyım. Bu yüzden insanlar beni sevmiyorlar.” gibi kritik yorumlar yapmaya başlar.

Medya Tarafından Gelişen Süreç

Beden imajı, kültür ve medya ile de değişebilir. Bir örnek vereyim: Bundan daha birkaç sene önce, sadece zayıf kadınlar güzellik standardı sayılıyordu. Victoria Secret şovunda yürüyen kadınlar, “kadının en güzeli” olarak insanların akıllarına kazınmıştı.

Topluma baktığında sırf bundan dolayı neler oldu?

  • Zayıflama ilaçları deli gibi satıldı…
  • Şirketlerin pazarlamasında her zaman o tip bir kadın bulunuyordu…
  • Kadınların hedefi, öyle bir bedene/güzelliğe sahip olmaktı.

Bunlara ulaşamayanlar da kötü bir beden imajı geliştirdiler. Kendilerini çirkin buluyorlardı. Eh tabii bir çok kültürde güzellik standardı hala öyle.

Fakat günümüzü takip ediyorsan ilginç bir gelişme daha var. Son senelerde, dolgun ve kalçalı kadınlar popüler olmaya başladı. Güzellik standardı değişti ve etrafına baktığında, bir çok kadın kalçalarını büyük göstermeye çalışıyor.

Eskiden bu mümkün olamazdı.

Büyük ve geniş kalça, otomatikman kötü bir işaret sayılırdı. Tabii standart değişince, pazara sunulan ürünler de değişmeye başlıyor.

"Booty Lifter" diyorlar. Günümüzde bu ürünle çok para kazanabileceğini biliyor musun?

Sırf bu tip bir ürün satan bazı şirketlerin milyon dolarlar kazandığını biliyor musun? Bak şu konuda uyarı yapayım: Medyayı veya böyle şirketleri suçlamıyorum. Standartlar ve kültürler değişecek. Akıllı girişimciler de bu değişimden faydalanacak.

İnsanlar bu değişimin farkında olmalı ve güzellik standardının öyle kalıcı bir şey olduğunu düşünmemeler. Kendine bak, güzel görünmeye çalış… Fakat bugün 2 saat boyunca çaba harcayarak giydiğin bir kombinin/makyajın/aksesuarın, 5 sene sonra toplumda saçma, gülünç, eskide kalmış olarak algılanacağının da farkına var 😉

İşte bütün bu süreç, beden imajını zamanla değiştiriyor.

Arkadaşın İlginç Hikayesi

Mesela yakın bir arkadaşımın hikayesinden bahsetmek istiyorum: Bu arkadaşım, lise yıllarında kendini hep geri planda tutmuş.

Takıldığı arkadaş grubu, zayıf ve sarışın kızlardan oluşan 3-4 kişilik bir grup. Bir tek kendisi dolgun bacaklara ve kalçaya sahip. Teni ve saçları da diğerlerinden daha koyu (sarışın değil yani).

İşte o zamanlar güzellik faktörü, zayıf, uzun ve sarışın kadınlardı. Sırf bu sebepten sonra hiçbir şey olmadığı halde kendini geri planda tutuyor ve güzelliği ile alakalı negatif düşünceler gelişmeler başlıyor.

Öyle bir hal alıyor ki, “Diğerleri kadar güzel değilim. Artık bunu kabullendim.” diyebilecek pozisyona geliyor.

Hatta bana anlattığına göre, arkadaş grubunda bir arada otururken, bacaklarını her zaman saklıyormuş. Diğerlerine göre otururken daha kalın göründüğü için bundan utanıyormuş. Yanlış anlama, bu arkadaş kesinlikle kilolu biri değil. Fazla kilosu hiçbir şekilde yok. İnanılmaz dikkat çekici ve alımlı hatlara sahip.

Sar bunu 6-7 sene ileriye… Güzellik standardı değişmeye başlıyor. Televizyona baktığında, dolgun ve büyük kalçalı kadınlar güzellik standardı olmaya başlıyor.

Rihanna kilo almaya başlıyor. Diğer ünlüler büyük kalçalarını ön plana çıkarmaya başlıyor.

Eh, bahsettiğim kalçayı büyük gösteren ürünler pazara çıkıyor. Sırf kalçayı büyütme amaçlı egzersiz programları satılıyor (daha bir kaç sene önce incecik olmaya yönelik egzersiz programları vardı).

Bu bahsettiğim arkadaşımız da vücuduyla alakalı daha pozitif bir izlenim geliştiriyor. Daha birkaç sene önce vücudunu saklarken, şimdi hatlarını gösteren kıyafetleri büyük bir özgüvenle giymeye başlıyor.

Görüyor musun?

Medya tarafından sürüklenen bir insan olursan, kendinle alakalı düşüncelerin her zaman onlara göre değişecek.

Ya negatif ya da pozitif bir iç ses geliştirmeye başlayacaksın.

İç ses demişken…

"Kendine bak, güzel görünmeye çalış… Fakat bugün 2 saat boyunca çaba harcayarak giydiğin bir kombinin/makyajın/aksesuarın, 5 sene sonra toplumda saçma, gülünç, eskide kalmış olarak algılanacağının da farkına var."

Kritik İç Sesin Beden İmajına Nasıl Etki Yapıyor?

Medya falan, bir tarafa…

Kendini nasıl gördüğün, çocukluktan itibaren başlıyor dedik. Kendinle alakalı düşüncelerini o yaşlarda geliştirmeye başlıyorsun.

Yetişkin olduğunda ise, “Negatif Kritik İç Ses” dediğimiz şey hayatını TAMAMEN yönetmeye başlıyor.

Bundan daha önce bahsettiğimi duymuş olabilirsin.

  • “Hiçbir şey beceremiyorum.”
  • “Ben kimim ki?”
  • “Burnum çok iğrenç. Beni neden beğensin ki?”
  • “Hiçbir şey hak etmiyorum.”
  • “Mutlu olmayı hak etmiyorum.”

Kendin ile alakalı sessizce yaptığın her yorum, kritik içsel sesinden geliyor. İnsanlar bunun farkında değiller. Bu yüzden farkında olmadan bu düşüncelere inanıp, günlük hayatlarını berbat etmeyi kolaylıkla başarabiliyorlar.

Kritik içsel sesin ilginç bir özelliği daha vardır. Seni oradan oraya atıp yönetmeyi çok iyi becerir.

Mesela sahil için bikinini giymek istediğinde “Bu iğrenç göbekle milleti rahatsız mı edeceksin? Üzerine bir şeyler giy. Hatta hiç dışarı çıkma. Berbat görünüyorsun.” der.

Utanırsın…

Fakat hiç anlamadığın şekilde motivasyon gelir ve bu durumu değiştirmeye karar verirsin. Diyete başlar, bir spor salonuna kayıt yaparsın. Bir hafta boyunca diyetinle sıkıca ilerlerken, arkadaşının kafede bir pasta aldığını görürsün. Canın çeker ve kritik iç sesin şunu söyler:

“Bir pastadan hiçbir şey olmaz. Sonrasında 1 gün boyunca hiçbir şey yemezsin ve kalorini dengelersin. Hadi hadi… “ der.

Bu düşüncenin farkında olmadığın için hak verirsin ve diyetini berbat edersin.

FARKINA VAR!

İnsan, doğru olanın ne olduğunu her zaman bilir. Fakat kritik iç sesinin farkında olmadığı için, onun tarafından yönetilir.

Ya pozitif ya da negatif cümleler kullanır ama tek amacı vardır: Seni doğru yoldan saptırmak.

Mentörlerimden biri zamanında şunu söylemişti: “Do the right thing.”

Dört kelimelik basit bir cümle ama bunu duyduğumdan beri sürekli aklımdadır. Örnek vereyim, çöpe bir kağıt atmak istersin ve 1 metre uzaktan fırlatırsın.

Çöpün hemen yanına düşer.

“Amaaan, birazdan kaldırırım.” diyerek kağıdı yerde bırakırsın. O birazdan kaldırırım diyen düşünce, kritik içsel sesindi… Seni ikna etti (doğru olan saptırdı).

Ya da kirli bulaşığı, bulaşık makinesine koymak yerine masada bırakırsın ve “Akşam eve geldiğimde koyarım.” dersin. O akşam koyarım dediğin şey ertesi gün olur (doğru olandan saptırdı).

Ne oldu? Yine içsel kritik sesin tuzağına düştün.

Ama DOĞRU olan neydi? “Do the right thing.” mantalitesi, o kağıdı O ANDA yerden alıp çöpe atmak gerektiğini söyler. Bulaşığı, akşam makineye atmak yerine 10 saniye ayırıp O ANDA makineye koyman gerektiğini söyler.

Doğru olan budur!

Kritik İçsel Sesin Üzerinde Kontrole Sahip Olmanın Yolu

Beden imajı konusundan saptığımı düşünüyorsan, yanılıyorsun. Şu ana kadar bahsettiğim her şey, negatif beden imajıyla birebir alakalı.

Kendini nasıl gördüğün ve nasıl hissettiğin, negatif kritik iç sesinden dolayı kaynaklanıyor. Dolayısıyla bu süreci değiştirmek için odaklanman gereken ilk şey, kritik iç sesin üzerinde kontrol gücü geliştirmek!

Kontrol Gücü için Egzersiz

İlk egzersizi seninle paylaşacağım. Bir şeyi kontrol etmenin ilk adımı, farkındalık geliştirmektir.

Önümüzdeki 7 gün boyunca bütün düşünceleri not etmeni istiyorum. Özellikle dış görünüşünle alakalı düşünceleri kağıda yazmalısın. Hatta basitleştireyim.

İlk hedefin 24 saat olsun. Sadece 24 saat boyunca bütün düşüncelerini not et ve kendine neler söylediğini fark et.

Bu birinci aşama.

Unutma ki bu söylediklerin, senin kendi düşüncelerin değil. Çocukluktan beri kendinle alakalı öğrendiğin izlenimler, medyanın sana yüklediği düşünceler…

Bu düşünceleri benimsemenin sebebi, kritik iç sesinin farkında olmaman.

“Act As If” Prensibi

Kritik iç sesine bir farkındalık getirdiğine göre, artık bir sonraki aşamaya geçebiliriz. İkinci aşaması ise, duygularının nasıl işlediğini öğrenmek.

Kendini mutlu da hissedebilirsin.

Kendini dünyanın en başarısız insanı gibi de hissedebilirsin.

Kendini güvensiz de hissedebilirsin.

İnsanlar şunu düşünüyor: Mutlu olduğumda gülerim. Cümlenin yapısına dikkat etmeni rica ediyorum. Gülmek için ilk önce mutlu olmak gerektiğini söylüyor.

Anladın mı?

Ama araştırmalar neyi gösteriyor biliyor musun? Gülersem mutlu olurum yaklaşımı, tersinden çok daha etkili. Ne demek istiyorum?

DAVRANIŞLARIN, BÜTÜN HAYATINI VE DUYGULARINI ETKİLİYOR (evet, kendinle alakalı düşüncelerini ya da beden imajını da etkiliyor).

Toplumun Yaklaşımı: Kendimi güzel hissettiğimde, dik dururum, insanların gözlerine bakarım, daha çok gülümserim, kendimi göstermekten çekinmem.

“Act As If” Prensibi: Dik durduğumda, insanların gözlerinle baktığımda, daha çok gülümsediğim, kendimi göstermekten çekinmediğimde, KENDİMİ GÜZEL HİSSEDERİM.

Tony Robbins ne demiş?

Motion creates emotion” - Tony Robbins

Yani Türkçesiyle “Eylem/Hareket, duyguları yaratır”.

Yaşlı İnsanlarla Yapılan İlginç Bir Araştırma

Ellen Langer, 70’li ve 80’li yaşlarında bir erkek grubu toplamış. Bunları iki bölüme ayırmış. Bir gruba, 20 yıl geçmişteymiş gibi yaşamaları söylenmiş. Yani 1959 yılına geri dönmelerini istemiş.

Ancak bu süreçte HAKİKATEN o yılda yaşıyormuş gibi davranmaları gerekiyor. Dinledikleri müzik, konuştukları politik konular, izledikleri filmler… Hep o yıldan olması gerekiyor.

Diğer gruba ise şimdiki zamanda kalmaları söylemiş.

Sonuçlar neyi gösteriyor peki?

  • 20 yıl genç yaşamaları istenen grup, fiziksel esneklikte gelişim göstermişler. İlginç bir şekilde parmaklarını daha da uzatabildikleri görünmüş.
  • Grubun %63’ünde zekalarının geliştiği görülmüş.
  • Postür, boy, kilo alanlarında da pozitif yönde gelişme olmuş.
  • Deney sonunda yeni fotoğraflar çekilmiş. Deneyden önce çektikleri fotoğraflarla karşılaştırdıklarında, 20 yıl öncede yaşayan grubun açık farkla daha da GENÇ GÖRÜNDÜKLERİ ortaya konulmuş.

Haydaaa…

Bir kaç saniye boyunca bu deney üzerinde düşünmeni rica ediyorum. İnsan sadece yaşantısını değiştirerek, kendini nasıl değiştirebilir?

Bu insanlar sadece rol yapmamışlar. HAKİKATEN 20 YIL DAHA DA GENÇLEŞMİŞLER.

İnsan burada kendine sormalı: “Sen kendini nasıl taşıyorsun? Nasıl davranıyorsun?”

Çünkü fiziksel dünyada ne yaparsan yap, kendini nasıl hissettiğin değişecek. Beden imajında da değişecek. NET.

Alkan’ın Basit Deneyimi

Geçtiğimiz günlerde, State Management denilen bir konuyu araştırıyordum. State, kısaca duygu durumundur. Kendini nasıl hissettiğindir.

Yani duygu durumunu yönetmeyle alakalı bir konu…

Duygularını yönetmenin çok basit bir yolu, görselleştirme. En iyi halini, "olmak istediğin seni" görselleştirmekten bahsediyorum. Gözlerini kapatıp, ne istediğini, nasıl hissetmek istediğini görerek başlayabilirsin.

Belki duymuşsundur: Bu bir NLP tekniğidir.

Fakat olay sadece burada bitmiyor. Görselleştirdikten sonra bu durumu BEDENİNLE kutladığında, inanılmaz bir değişim yaşanacak. Yani bütün hedeflerine ULAŞTIĞIN İÇİN kutlama yapmalısın. Kutlamak derken, zıplamaktan, gülmekten, bağırmaktan, dans etmekten bahsediyorum.

Neyse, bu teoriyi öğrendikten sonra ertesi sabah uyandım.

Kendimi berbat hissediyordum. Yorgundum. “Acaba bugün çalışmasam da bütün gün Netflix mi seyretsem?” düşüncesi aklımdan geçti.

Gayet de mantıklı geldi ve o kararı almıştım bile.

TAK!

Aniden farkına vardım. Bunun sadece kritik iç sesim olduğunu anladım. Direkt öğrendiğim teoriyi uygulamaya karar verdim.

Ayağa kalktım ve dünya basketbol şampiyonasını kazanmış gibi zıplayıp, dans etmeye başladım (hedeflerim arasında bu yok. Fakat gerçekten inanılmaz bir anı görselleştirip kutladığında, egzersizin etkisi daha da büyük oluyor). Sadece 10 saniye boyunca…

Durduğumda ne oldu dersin?

BAMBAŞKA BİR İNSANIN DUYGULARINI VE DÜŞÜNCELERİNİ YAŞAMAYA BAŞLADIM.

Duygu durumunu değiştirmek o kadar zor bir şey değil.

Eylemin, duyguları yönettiğini bilmen yeterli.

Bu teoriyle hareket ettiğinde, hayatın çok iyi yönlere gidecek. Beden imajın değişecek. Kendine söylediğin cümleler pozitif olacak. Kendine güvenin artacak.

Çok basit ya.

Son Egzersiz

Not defterini ve kalemini al. Aşk Akademideki diğer eğitimleri tamamladıysan, vizyonunu az çok biliyorsun demektir.

EN İYİ SEN’i düşünmeni rica ediyorum.

O insan nasıl davranırdı?

Güne nasıl başlardı?

Kendine söylediği cümleler nasıl olurdu?

Cevaplanacak bir sürü soru var ama bu üçüyle başlamanı öneririm. Davranışlarını değiştirerek başlaman gerekiyor. Bir kaç paragraf yazdıktan sonra direkt ayağa kalk ve fiziksel değişimini aynaya gör.

Kendini berbat hissettiğin anlarda neler yaptığına da bakabilirsin. Nasıl durduğuna, posturuna, bakışlarına dikkat edebilirsin.

Daha sonra sadece 10 saniye boyunca “kutlama” yaparak enerjini değiştir.

Bu süreci devamlı tekrarlaman gerektiğini söyleyeyim. Bir defa yapınca her şey değişecek diye bir şey yok. Zamanla değişecek.

İlk önce kendini 15 dakika iyi hissedeceksin… Daha sonra 30 dakika, 45 dakika, 2 saat, 24 saat…

Bir yerden sonra bu iyi duygu durum hali, normalin olmaya başlayacak.

Hazır mısın?

Hemen başla.

SIRA SENDE. KONUYLA ALAKALI SORULARINI AŞAĞIDAKİ YORUM KISMINDA ALKAN’LA PAYLAŞABİLİRSİN. KISA BİR SÜRE İÇERİSİNDE AÇIKLIK GETİRECEĞİZ.


Alkan Öztürk
Alkan Öztürk

En Sevdiğin Psikoloğun (Kadınlara, Erkekleri Anlatan Adam olarak bilinir). Aynı zamanda Aşk Akademi'nin Kurucusu

Leave a Reply

Your email address will not be published.